İDRAR YOLU ENFEKSİYONU (İLTİHABI)

İdrar Yolu Enfeksiyonu (IYE) ve önemi nedir ?

İdrar yolu enfeksiyonu (İYE); idrar yollarının herhangi bir bölgesinde mikropların çoğalmasına verilen isimdir. Çocuklarda üst solunum yolu enfeksiyonlarından sonra en sık görülen enfeksiyonlardır. Her yaş ve cinste görülebilir. Yaşamın ilk bir ayında erkek çocuklarda, bu dönem dışında ise kız çocuklarda daha sık görülür.

Çocuklarda İYE zamanında belirlenip uygun tedavi, tetkik ve izlem yapılmaz ise; büyüme gelişme geriliği, yüksek tansiyon ve ilerleyici böbrek hasarına yol açarak sonuçta kronik böbrek yetmezliğine neden olabilir.

Bu bilgiler göz önüne alındığında tekrarlayan İYE olan tüm çocuklarda erken tanı konulması, eşlik eden yapısal ve fonksiyonel bozukluklar varsa saptanması, İYE açısından riskli çocukların belirlenerek tedavi edilmesinin önemi açıktır.


İdrar yolu enfeksiyonu gelişmesini kolaylaştıran faktörler nelerdir?

Bazı çocuklar daha sık İYE geçirirken bazı çocuklarda ise yaşamları boyunca hiç İYE görülmez. Bunun nedeni etken olan mikroplara, çocuğun idrar yolunun yapısal ya da işlevsel durumuna ait bazı faktörlerin İYE oluşumunu kolaylaştırmasıdır.

İdrar yollarında idrar akımının yavaşlamasına neden olabilecek her türlü sorun (taş, idrar yollarında tıkanıklık, işeme bozuklukları ve vezikoüreteral reflü…) İYE gelişimi açısından risk oluşturur. Mesane işlev bozuklukları da İYE için ayrı bir risk faktörüdür. Bu çocuklar gece ve/veya gündüz idrar kaçırma, idrar tutma manevraları, sık veya az işeme gibi yakınmalarla gelebilir.

Ayrıca sünnetsiz erkek çocuklarda İYE geçirme riski, kız çocuklara ve sünnetli erkek çocuklara göre 10-20 kat daha sıktır.


İdrar yolu enfeksiyonu belirti ve bulguları nelerdir?

İdrar yolu enfeksiyonun belirti ve bulguları enfeksiyonun yerine ve çocuğun yaşına göre değişkenlik gösterir. Yenidoğan bebeklerde aktivitede azalma, huzursuzluk, ateş veya düşük vücut ısısı, daha büyük çocuklarda uzayan sarılık, beslenme bozukluğu ve tartı alamama sorunu gibi bulgular olabilir.

2 ay- 2 yaş arasındaki çocuklarda alt İYE huzursuzluk, solukluk, iştahsızlık, kusma, ishal, kabızlık gibi yakınmalara eşlik edebilir bazen de hiç bir belirti vermez. Ancak idrar rengi ve kokusunda değişiklikler, sık, az miktarda, ağrılı idrar yapma gibi daha özgül bulgularda görülebilir. Üst İYE’da ateş, iştahsızlık, kusma, hafif ishal ve genel durum bozukluğu görülebilir.

İki yaşından büyük çocuklarda alt İYE’da karın ağrısı ve hassasiyet, sık, ağrılı idrar yapma, idrar renginde değişiklik gibi belirtiler, gündüz ya da gece altını ıslatma görülebilir. Üst İYE’da ateş, bel ve böğür ağrısı, kusma, halsizlik gibi sistemik yakınmalar görülür.


İdrar yolu enfeksiyonu tanısı nasıl konur?

İdrar yolu enfeksiyonunda kesin tanı koymak için idrarın mikroskopla değerlendirilmesi ve kültür yapılması gereklidir. Tam idrar analizinde mikroskopla her sahada 5’ ten fazla lökosit ve bakteri görülmesi İYE düşündürür, idrar çubukları ile yapılan hızlı testler ise İYE dan kuşku duyulmasını sağlar, ancak bu yöntemler kesin tanı koydurmaz. Ayrıca testin negatif olduğu durumlarda da İYE olasılığı vardır. İYE’de kesin tanı idrar kültürü ile konur. Ancak doğru teknik ile ve steril koşullarda alınmamış bir idrar kültürü yanıltıcı olabilir. Küçük çocuklarda uygun idrar örneği alabilmek oldukça zordur. Genellikle plastik torba kullanılır, ancak kuşkulu durumlarda sonda ile ya da suprapubik aspirasyon ile idrar alma gibi diğer yöntemlerin kullanılması gerekebilir.


İdrar yolu enfeksiyonu tedavisi nasıl yapılır?

Tedavinin amacı İYE’nunu yok etmek, İYE riski olabilecek anatomik ya da işlevsel bozuklukları belirleyip düzeltmek, tekrarlamaları önlemek ve böbrek işlevini korumaktır. İYE tedavisi için antibiyotik tedavisi yapılır. Antibiyotik seçimi ve uygulama yöntemi hastanın yaşına, yaşanan bölgedeki antibiyotik direncine ve hastanın klinik bulgularına göre değişir. Geciken tedavi böbrek hasarı gelişmesi riskini arttırır. İdrar kültürü sonucu bir kaç gün sürebileceğinden İYE düşünülen hastalarda kültür kesinleşene kadar tedavi başlanması önerilir. Üç ayın altındaki hastalara hastanede yatırılarak damardan antibiyotik tedavisi verilmelidir. Ayrıca hastanın eğer genel durumu bozuk, kusmaları fazla ve ateşi yüksek ise de yaşına bakılmaksızın hastaneye yatırılması gerekir. Tedavinin süresini hekim belirler (7-14 gün). Tedavi başlanan hastada genelikle 48 saat içinde iyileşme gözlenir. Şayet bu durum olma ise dirençli mikropların neden olduğu veya idrar yollarında tıkanma zemininde gelişen bir enfeksiyon düşünülmelidir. Tedavi tamamlandıktan 2-3 gün sonra idrar incelemesi ve idrar kültürü tekrar edilir.


İdrar yolu enfeksiyonu sonrası izlem nasıl olmalıdır?

İdrar yolu enfeksiyonu tanısı konduktan sonra karar verilmesi gereken en önemli nokta; bu enfeksiyonun zeminde başka faktörlere mi bağlı olduğu ve tekrarlama açısından risklerin belirlenmesidir. Geçirilen İYE sayısı ile böbrek hasarı arasında doğru orantılı bir ilişki vardır. Bu nedenle bütün çocukları ilk İYE atağının ardından sonra değerlendirmek en uygun yaklaşımdır.

İdrar yolu enfeksiyonu iyileştikten sonra, mesane, üreterler, üretra ve böbreklerin normal olup olmadığını, böbrekte kalıcı hasar gelişip gelişmediğini belirlemek amacıyla bazı radyolojik tetkiklerin yapılması gereklidir. Bu neden ile İYE geçiren her çocukta enfeksiyon tedavi edildikten sonra ultrasonografi yapılır. Ancak daha ileri radyolojik yöntemler için hastanın bulgu ve belirtileri göz önüne alınmalıdır. Eksik değerlendirme yapılması veya gereksiz tetkiklerden kaçınmak amacıyla bir çocuk nefroloji uzmanından görüş alınması daha uygun bir yaklaşım olabilir.

Bir yaşından küçük çocuklarda, kızlarda, işeme bozukluğu ve vezikoüreteral reflu varlığında İYE tekrarlama riski yüksektir. Tekrarlama riski taşıyan ya da tekrarlayan İYE geçiren çocuklarda belirli aralıklarla idrar kültür ve tetkikleri yapılmalıdır ve bu çocuklara İYE’dan korumak için 3-6 ay süreli antibiyotik tedavisi uygulanabilir (düşük dozda).

İdrar yolu enfeksiyonu gelişimini ya da tekrarlamasını önlemek için antibiyotik tedavisi yanında sıvı alımı arttırılmalı, küvette ya da durgun su içinde köpüklü banyodan kaçınılmalı, sentetik ve dar olmayan külot ve giysiler tercih edilmeli, kız çocuklarda tuvalet temizliği önden arkaya doğru yapılmalıdır. Bu önlemler dışında İYE nedeni olabilecek işeme bozuklukları varsa bunların düzeltilmesi çok önemlidir. Yeterli sıklıkta tuvalete gitmeyen çocuklar uyarılmalı ve ertelemenin önüne geçilmelidir. İYE olan tüm çocuklarda kabızlık mutlaka engellenmelidir. Tekrarlayan İYE geçiren erkek çocuklarda erken sünnet yapılması da İYE riskini azaltır.

VEZİKOÜRETERAL REFLÜ (VUR)

Vezikoüreteral reflü (VUR) nedir?

Vezikoüreteral reflü (VUR) idrarın mesaneden üreter (böbrekteki idrarı mesaneye ulaştıran kanal) ve böbreklere doğru geri kaçışına verilen isimdir. Geriye doğru kaçan idrarın toplayıcı sistem içinde ulaştığı yer ve oluşturduğu genişlemenin (hidronefroz) düzeyine göre 5 derecede değerlendirilir. 1. derece VUR en hafif, 5. derece VUR ise en ağır düzeydir. Yineleyen İYE olan çocukların % 25-50 sinde (ortalama %35) vezikoüreteral reflü vardır.


Vezikoüreteral reflü (VUR)’nün önemi nedir?

Vezikoüreteral reflü mesanedeki mikropların böbreklere taşınmasına neden olur ve böbrek enfeksiyonu ( piyelonefrit) gelişimi kolaylaşır. Tekrarlayan İYE olan çocukların % 25-50 sinde (ortalama %35) VUR vardır. Akut piyelonefrit ve bunun sonucunda oluşan böbrek skarı VUR’un şiddetine bağlıdır. Böbrek skarıda çocukluk ve erişkin yaşta görülen hipertansiyonun bir kısmından, idrarda protein atılımının artışından sorumludur. Ayrıca ülkemizde kronik böbrek yetmezliği nedenlerinin başında çocukluk döneminde doğru tanı konamamış, doğru tetkikler ve tedavi yapılmamış tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonları ve buna eşlik eden VUR gelmektedir. Ancak VUR olgularının tümünde böbreklerde skar denilen hasarlanma olmayabilir. Yeni skarların oluşması enfeksiyonun varlığı gereklidir. Akut pyelonefritin erken döneminde başlanan antibiyotik tedavisiyle böbrek hasarının önlenebilir. Bu nedenle VUR’lu bir çocukta enfeksiyon geçirmesine engel olmak çok önemlidir.


Vezikoüreteral reflü (VUR) saptanan bir çocuğun izlemi nasıl yapılmalıdır?

VUR’u olan hastalarda skarlasma idrarın steril tutulmasıyla önlenebilir. Bu nedenle VUR olan çocuklarda uygulanacak koruyucu tedaviler VUR kaybolana kadar uygulanmalıdır. Hekimin belirlediği sıklıkta idrar tetkiki, idrar kültürü ve diğer tetkikler tekrar edilmelidir. VUR olan çocukların çoğunluğunda kendiliğinden düzelme olabilir. Ancak bir kısım hastada takip sırasında açık veya endoskopik cerrahi düzeltmeler gerekli olabilir.

FMF (AİLEVİ AKDENİZ ATEŞİ)

Ailesel Akdeniz Ateşi nedir, nasıl bir hastalıktır?

Ailevi Akdeniz Ateşi (AAA) veya yaygın bilinen adıyla İngilizce “Familial Mediterranean Fever “in baş harflerinden oluşan FMF karın içi organları çepeçevre saran ve karın boşluğunun iç yüzünü örten periton denilen zarda, yine akciğer ile kalbi saran plevra ve perikard denilen zarlarda, cilt ve eklemlerde tekrarlayan ve kendiliğinden düzelen iltihabı ataklara neden olan genetik bir hastalıktır. Klasik olarak Akdeniz çevresinde yaşayan ve ortadoğu kökenli etnik gruplarda daha sık görülen bir hastalık olduğu için bu şekilde adlandırılmıştır. Ama Türkiye’de İç Anadolu, Doğu Anadolu’nun yukarı kesimi, Doğu Karadeniz’in iç kesimlerinde Akdeniz Bölgesi’ne göre daha fazla görülmektedir. FMF genetik geçişli bir hastalıktır. Ailesel Akdeniz ateşinde hastalıktan sorumlu gen ve bu gendeki mutasyonlar (değişiklikler) gösterilmiştir. Normalde her bireyde her genden iki kopya bulunmaktadır. Bu genlerin biri anneden diğeri babadan gelir. Genetik mutasyon anne veya babada var ise genetik geçiş çekinik veya baskın denilen iki farklı şekilde olabilir. Çekinik kalıtımda hem anne hem de babadan mutasyona uğramış gen çocuğa geçer ve çocuk hasta olur. Anne veya babadan sadece birinden mutasyon geçerse çocuk taşıyıcı olur ya da ebeveynlerin her ikisinden de sağlam genini alır tamamen sağlıklı bir birey olur. Ailesel Akdeniz ateşinde de geçiş böyledir. Ancak bu hastalıkta önemli bir sorun taşıyıcıların tamamen normal olup olmadığıdır. Eğer ailede Ailesel Akdeniz ateşi varsa taşıyıcı diye nitelendirdiğimiz bireylerden daha ayrıntılı öykü alınmalıdır. Bazen hastalık bulguları silik olabilir ve klasik atak olmaz, hastalığın bazı bulguları gözden kaçabilir. Bu durumların farkında olmak tedavi açısından önemlidir. Hastalık genellikle çocukluk ve erken adölesan döneminde başlamaktadır. Hastalık %80 oranında 20 yaşından önce, %60 oranında 10 yaşından önce başlamaktadır.


Ailesel Akdeniz Ateşi belirti ve bulguları nelerdir?

Ailesel Akdeniz Ateşi’nin başlıca belirtileri tekrarlayan ateş ve buna eşlik eden karın ağrısı, göğüs ağrısı veya eklem ağrılarıdır. Karın ağrısı en sık görülen yakınmadır ve hastaların yaklaşık %90’ında görülür. Genellikle çocukların tekrarlayan karın ağrısı ve ateş gibi belirli bir atak tipinden yakınmaları olur. Yine de bazı hastalar, yakınmaların tekli veya çoklu hallerde bulunduğu farklı atak tipleri görülebilir. Bu ataklar genelde kendi kendini sınırlar ve 1-4 gün sürer. Hastalar ataklar arasında tamamen sağlıklıdır. Bazı ciddi karın ağrısı atakları akut apandisiti taklit edebilir ve bu nedenle bazı hastalar, apandistin alınması gibi gereksiz ameliyatlar geçirebilir. Ancak aynı hastada bile bazı ataklar çok hafif olur. Hastada bir atakta yüksek, diğer atakta ise daha hafif bir ateş olabilir. Göğüs ağrısı genelde sadece tek tarafı etkiler ve bazı ataklarda hastanın derin nefes almasını engelleyecek kadar şiddetli olabilir. Ağırlıklı olarak bir seferde yalnız bir tek eklem etkilenir (ağrı veya şişlik). Bu sıklıkla ayak bileği veya diz eklemidir. Bir kısım hastada etkilenmiş olan eklemin üzerinde kırmızı renkli deri döküntüsü vardır. Eklem atakları, diğer ataklardan daha uzun sürer ve ağrının tamamen geçmesi dört günden iki haftaya uzanan bir sürede olur. Bazı çocuklarda hastalığın tek bulgusu tekrarlayan eklem ağrısı ve şişliği olabilir. Bazı vakalarda bacaklar ve eklemlerde karakteristik döküntüsü olan erizipel (yılancık) benzeri döküntü vardır. Nadiren ataklarda tekrarlayan perikardit (kalbi dışarıdan saran zarın iltihaplanması), miyozit (kas iltihaplanması), menenjit (beyin ve omuriliği saran zarın iltihaplanması) ve periorşit (testis etrafında iltihaplanma) görülebilir. Bu hastalıkta asıl endişe edilen durum amiloid denilen maddenin organlarda birikerek organ yetmezliğine yol açmasıdır. Böbrek yetmezliği hastalığın istenmeyen bir sonucudur.


Ailesel Akdeniz Ateşi tanısı nasıl konulur?

Tanı klinik bulgularla konulmaktadır. Tekrarlayan ateş ve karın ağrısı özellikle çok dikkat çekicidir. Hastalığın özel bir laboratuvar testi yoktur, iltihap varlığını işaret eden bazı testler yüksek çıkabilir. Bu konuda en çok bilinen laboratuvar testleri fibrinojen, C-reaktif protein, eritrosit sedimantasyon hızı, lökositozdur. Genetik test önemlidir, ancak tüm mutasyonları göstermek mümkün olmadığı için, testin negatifliği her zaman hastalık yok anlamına gelmez. Ayrıca normal bireylerde hiç bulgu olmadan da bu mutasyonlar olabilir. Sonuç olarak genetik test klinik bulguların varlığında anlamlıdır.


Ailesel Akdeniz Ateşi tedavisi nasıl olmalıdır? Atakları tetikleyen durumlar nelerdir? Atak sırasında ne yapılmalıdır?

Ortadan kaldırılabilir bir hastalık değildir ama tedavi edilebilir bir hastalıktır. Basit ucuz bir ilaç olan kolşisin ile organlarda amiloid birikimini, atak sayısı ve şiddeti azaltır. engellenebilir bir durumdur. Kolşisini düzenli kullanmak önemlidir, sadece atak sırasında değil sürekli kullanılmalıdır. Karın ağrısı ataklarını artıran veya tetikleyen durumlar hastadan hastaya değişen durumlardır. Atakları tetikleyen nedenler; fiziksel ve ruhsal stresler, soğuğa maruziyet, yağdan zengin beslenme, enfeksiyonlar bazı ilaçlar, kadınlarda adet dönemidir. Atak sırasında istirahat önerilebilir. Atak sırasında doz artırmanın bir anlamı yoktur, tam tersine kolşisinin kendisi yüksek dozda alındığında karın ağrısı ve kanlı ishal yapabilmektedir. Ağrı kesicilerin etkisi ise tartışmalıdır.


Kolşisinin yan etkileri nelerdir?

Alerji, karın ağrısı, kanlı ishal, karaciğer enzimleri ve kan sayımında bozukluk gibi bazı yan etkiler mevcut olup, bu yan etkiler açısından belli aralıklarla izlenmesi gerekmektedir.

ÇOCUKLARDA YÜKSEK TANSİYON (HİPERTANSİYON)

Çocukluk çağında hipertansiyon ve önemi nedir?

Damar içinde dolaşan kanın, damar duvarına yaptığı basınca tansiyon denir. Çocuklarda dünyada kabul gören, boy, yaş ve cinsiyete göre normal tansiyon değerlerinin üzerindeki değerlere hipertansiyon denir. Hipertansiyon ciddi ve önemli bir hastalıktır. Tüm organ ve dokularda damar olduğu için hipertansiyon tüm vücudu etkileyebilir. Ayrıca çocukluk çağı hipertansiyonu önlenip tedavi edilmez ise erişkin dönemdeki hipertansiyona da sebep olabilir. Hipertansiyon en çok kalp, beyin, böbrekler, büyük damarları ve gözleri etkiler. Kalp yetmezliği, kalp büyümesi, koroner arter hastalığı, baş ağrısı, baş dönmesi, havale, beyin kanaması, felç, beyin damarlarında daralma, böbrek yetmezliği, böbrek fonksiyonlarında bozulma, görme problemleri, görme azalması, körlük, büyüme bozukluğu gibi ciddi etkilenmelere sebep olur.


Hangi çocuklarda tansiyon ölçülmelidir?

3 yaşından büyük her çocuğun rutin kontroller sırasında tansiyon ölçümü yapılmalıdır. Ayrıca 3 yaşın altındaki çocuklarda da erken doğum, düşük doğum ağırlığı, yeni doğan yoğun bakımda yatış öyküsü, doğuştan kalp hastalığı, tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu, böbrek hastalığı, idrar yolları anomalisi, ailede genetik böbrek hastalığı, organ nakli, kanser, beyin de basınç artışı gibi öyküler varsa mutlaka yine ölçüm yapılmalıdır.


Çocuklarda hipertansiyon nedenleri nelerdir?

Çocuklarda hipertansiyon iki ana grupta toplanır; Esansiyel (primer) ve sekonder hipertansiyon. Esansiyel hipertansiyon nedeni bulunamayan hipertansiyona verilen isimdir. Sekonder hipertansiyon nedeni ise bir nedene bağlı olan hipertansiyondur. Bu nedenler yaşa göre değişmekle birlikte en sık görülenleri böbrek hastalıkları, damar hastalıkları, hormonal nedenler, sinir sistemi hastalıkları, nörolojik hastalıklar ve ilaç kullanımıdır. Primer hipertansiyonda sıklıkla obezitesi olan çocuklarda sık görülmektedir.

En sık sekonder hipertansiyon nedeni böbrek hastalıkları olup bunlar içinde böbrek iltihapları, nefritler, böbrek yetmezliği, böbreğin damarsal hastalıkları başta gelenleridir.


Çocuklarda hipertansiyon yakınmaları nelerdir?

Hipertansiyonu olan çocuklarda baş ağrısı, baş dönmesi, karın ağrısı, bulantı, kusma, görme problemleri, huzursuzluk, solunum sıkıntısı, çarpıntı, burun kanaması, büyüme geriliği, kilo alamama, kilo kaybı, sıcak basması, aşırı terleme, kas krampları, havale, felç gibi birçok yakınma olabileceği gibi hiçbir yakınmada olmayabilir.


Çocuklarda tansiyon nasıl ölçülmelidir?

Çocuğun üst kol çevresinin uzunluk ve enine uygun tansiyon aletiyle ölçüm yapılmalıdır. Ölçüm öncesi en az 5 dakika dinlenmiş olmalıdır. Büyük çocuklar oturur, küçük çocuklarda yatar pozisyonda sağ koldan tansiyon ölçümü yapılmalıdır. İlk ölçümde her iki koldan kan basıncı ölçümü yapılmalıdır. Tansiyon ölçümü üç kez tekrarlanmalı ve ölçümlerin ortalaması alınmalıdır.


Hipertansiyon saptanan çocukta ne yapılmalıdır?

Öncelikle tansiyon yüksekliği doğrulanmalıdır. Olası beyaz önlük hipertansiyonunu dışlamak için gerekirse 24 saat kan basıncı ölçüm aleti takılmalıdır.

Tansiyon yüksekliği saptanan çocuğun ayrıntılı öyküsü alınmalıdır. Detaylı muayenesi yapılmalıdır. Daha sonra öykü ve fizik muayeneye göre doktorun uygun gördüğü laboratuvar ve radyoloji tetkikleri istenmelidir. Kısaca hipertansiyon varlığı doğrulanmalı ve nedeni araştırılmalıdır. Bunun dışında tansiyon yüksekliği nedeniyle organ tutulumları olup olmadığı da araştırılmalıdır.


Çocuklarda hipertansiyon tedavisi nasıl olmalıdır?

Çocuklarda hipertansiyon tedavisi çocuğun ve ailenin hipertansiyon konusunda eğitimi, hipertansiyonlu çocuğun yaşam şeklinin değiştirilmesi, aşırı kilolu ve şişman çocuğun zayıflatılması ve ilaç tedavisinden oluşur. Ancak her çocuğa ilaç tedavisi gerekli değildir. İlaç tedavisi için koşullar şunlardır;
*Şikayetlere neden olan hipertansiyon
*Organ tutulumu olan
*Sekonder hipertansiyonu olan
*Şeker hastalığı ile birlikte olan hipertansiyon
*Yaşam şekli değişikliğine rağmen kan basıncı yüksek olması

GECE ALT ISLATMA (ENÜREZİS)

Gece alt ıslatma nedir?

5 yaş ve üzerindeki çocuklarda en az haftada iki kez gece uykuda idrar kaçırmaya enürezis denir. Herhangi bir başka bulgu olmayan ve daha önceden bir idrar torbası bozukluğu olmayan işeme tipine monosemptomatik enürezis (basit gece işemesi), gece işemesinin yanında artmış veya azalmış işeme sıklığı, gündüz idrar kaçırma, sıkışma, duraksama, zorlanma, kesik kesik işeme, işeme sonrası damlatma, idrar tutma manevraları, tam olmayan boşaltma duygusu, kabızlık, gaita kaçırma, idrar yolu enfeksiyonu gibi bulgular eşlik ediyorsa buna da nonmonosemptomatik enürezis (komplike gece işemesi) denir.


Gece alt ıslatmanın nedenleri nelerdir?

Monosemptomatik enürezisin uyanma bozukluğu, gece idrar yapımının fazla olması, olgunlaşmada gecikme, düşük mesane kapasitesi, genetik faktörler en sık nedenleridir. İdrar yolu enfeksiyonu, kabızlık, idrar yollarının doğuştan bozuklukları, idrar torbasının bazı bozuklukları, bazı hormonal hastalıklar (şeker hastalığı gibi) diğer nedenleridir.


Gece alt ıslatmasında yaklaşım nasıl olmalıdır?

Doğru tedavi planı için gece işemesinin doğru tanımlaması yapılmalıdır. Basit gece işemesi, komplike gece işemesinden ve organik hastalıklardan ayırt edilmelidir. Bu nedenle gece alt ıslatan çocuk ve ailesine gece işemenin başlangıç zamanı haftadaki sıklığı, gece kaç kez ıslanma olduğu, beraberinde kabızlık veya dışkı kaçırma, geçirilmiş idrar yolu enfeksiyonu, gündüz idrar kaçırma, sıkışma, kesik kesik işeme, işerken zorlanma, işeme sonrası damlatma, idrar tutma manevraları, tam olmayan boşaltma duygusu, çocuğun gelişim basamakları, aile bireylerinde gece işeme varlığı, kardeş doğumu, okula başlama, taşınma, ayrılık gibi yaşam koşullarındaki değişiklikler, uyku apnesi, gece horlaması ve altı aylık kuru kalma dönemi gibi sorular ayrıntılı olarak sorulmalıdır.Ayrıntılı öykü alındıktan sonra detaylı fizik muayene (özellikle karın, sırt bölgesi, genital bölge) yapılmalıdır.

Basit gece alt ıslatması için laboratuvar tetkiklerinden yalnız rutin idrar tetkiki yeterlidir. Ancak komplike gece alt ıslatma veya sonradan başlayan (altı aylık kuru kalma öyküsü olanlar) gece alt ıslatması olan hastalara böbrek fonksiyon testleri, kan şekeri, idrar kültürü, ultrason çekilmesi gibi ek tetkiklerin yapılması uygun olabilir.


Gece alt ıslatmasında tedavi nasıl yapılır?

Gece alt ıslatma tedavisi destek tedavi, alarm tedavisi ve ilaç tedavisinden oluşur. Destek tedavide aile ve çocuk motive edilmelidir. Çocuğun suçlu olmadığı belirtilmeli ve ailenin bu konuda tutumundaki yanlışlıklar düzeltilmelidir. Beslenme ve günlük sıvı alımı düzenlenmeli, yatmadan iki saat önce sıvı alımı mümkün olduğunca kısıtlanmalıdır. Akşam yemeğinden sonra kafeinli gıdalar (çay, kahve, kola, gazlı içecekler gibi), tuzlu gıda alımından kaçınılmalıdır. Kabızlık varsa tedavi edilmelidir. 2-3 saatte bir düzenli tuvalete gitmesi sağlanmalıdır. Yatmadan önce tuvalete gitmesi önerilmelidir. Uykudan 1.5-2 saat sonra uyandırılarak idrar yapması sağlanmalıdır. Bez bağlanılmamalıdır. Bu destekleyici tedavi tüm gece alt ıslatan çocuklara önerilmekle birlikte ilaç ve alarm tedavisi tercihi doktor ve ailenin ortak kararıyla belirlenmelidir.

Daha fazlası için;